Bulgaristan’da Azınlık Sorunu ve HÖH

Share this history on :
Selvet ÇETİN

Türk azınlık toplumu üyelerinin ağırlıkta olduğu Bulgaristan’daki Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin (HÖH) 19 Ocak 2013 tarihinde yapılan 8. Olağan Genel Kurulunda Parti Lideri Ahmet Doğan’ın silahlı saldırıya uğraması, bu ülkedeki siyasi durumun yeniden gündeme taşınmasına yol açtı. Doğan’ın saldırıdan yara almadan kurtulması ne kadar önemli ise olayın faili olarak yakalanan Türk kökenli Oktay Enimehmedov’un kim ya da kimler tarafından yönlendirildiğinin ortaya çıkarılması da bir o kadar önemlidir. Sanığın eylemini HÖH liderini öldürmek için değil, “dokunulmaz olmadığını göstermek” için gerçekleştirdiğini ifade etmesi uzun süredir Türk azınlık siyasetinde yaşanan çatallaşma tartışmasını daha da alevlendirmiş oldu.
Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin Bulgar Siyasetindeki Konumu
 
1984 yılında Todor Jivkov'un totaliter rejimi tarafından başlatılan etnik temizlik siyasetinin bir sonucu olarak 350 binden fazla Türk, Bulgaristan’daki topraklarını ve mülklerini geride bırakarak Türkiye’ye sığındı.1989 yılına kadar devam eden bu politika kapsamında zorla Bulgarlaştırma uygulamaları sonucu, kişi isimleriyle birlikte yer isimleri de değiştirildi. Asimilasyona direnenler ise “Belene” adı verilen işkence ve ölüm kampında insanlık dışı eylemlere maruz kaldı. Yaşanan trajediden sonra Bulgaristan’daki Müslüman Türk azınlığın haklarını savunmak amacıyla 22 Aralık 1989’da kurulan Ahmet Doğan liderliğindeki HÖH, 1990’da yapılan Parlamento Seçimleri’nde 23 milletvekilli çıkararak üçüncü parti oldu.
 
Bulgar siyasetinde uzun süre anahtar parti konumundaki yerini koruyan HÖH, 2001-2009 döneminde iktidar ortağı olarak ciddi bir seçmen desteği elde etti. Bu süreçte Müslüman azınlığın beklentilerini karşılamada yetersiz kalan HÖH içerisinde Ahmet Doğan’ın tek adamlığına ve partideki tek sesliğe karşı yoğun eleştiriler yapıldı. İktidar ortağı olduğu dönemde HÖH yönetiminin Türk azınlığın haklarını yeterince koruyamadığı, eski rejim döneminde kilit görevleri olan kişilerin partide hala söz sahibi olduğu ve Türk yerleşimlerinin bulunduğu bölgelerdeki ekonomik sefaletin önlenmesi için hiçbir şeyin yapılmadığı gibi birçok olumsuzluktan söz edildi.
 
Aşırı milliyetçi Ataka Partisinin güçlenmesiyle birlikte Müslüman azınlığa yönelik artan baskı politikasına karşı HÖH etkili bir mücadele ortaya koyamadı. Nihayet Temmuz 2009’daki son seçimlerle birlikte muhalefete gerileyen HÖH, çok sesli bir yapıya dönüşmek için gerekli adımları atmada isteksiz davranınca kurucularından Kasım Dal istifa etti ve HÖH’ten ihraç edilen Korman İsmailov ile birlikte Hürriyet ve Şeref Halk Partisini kurdu. Ahmet Doğan’a yönelik suikast girişiminin, Bulgaristan’daki Türk azınlık toplumunun siyasi temsil arayışlarının yoğunlaştığı dönemde gerçekleşmesi ise çeşitli spekülasyonları beraberinde getirdi.
 
Çözülme ya da Bütünleşme
 
Yaklaşık 23 yıllık siyasi tecrübeye sahip olan Bulgaristan Türklerinin kendi içlerinde yaşadığı sorunların gerisinde yenilikçi-gelenekçi çekişmesinin izleri bulunuyor. Değişime direnen eski tüfek siyasetçilerin parti yönetimini bırakmak istemeyişi, bölünme riskini artırıyor. Bulgaristan Türklerinin sadece azınlık haklarının elde edilmesi için değil aynı zamanda ülkenin bir bütün olarak geleceğini ilgilendiren siyasi ve ekonomik sorunlarına çözüm üretebilmesi bakımından tutarlı bir siyasi perspektife ihtiyacı var. Ancak geniş halk kitlesine ulaşmanın ve kuşatıcı bir politika izlemenin ön koşulu ilkeli ve kararlı bir politik duruşa sahip olmaktan geçiyor.
 
Son yıllarda görüş ayrılıklarıyla birlikte ciddi çözülmelerin yaşandığı Türk azınlık siyasetinin güç kaybetmesi, Bulgar siyasetindeki boşluğu giderek daha fazla oranda aşırı sağcı grupların doldurmasına yol açacaktır. Bu yüzden azınlık siyasetine yön veren gelenekçi çevrelerin bir yandan Borisov’u, diğer taraftan Erdoğan’ı idare etmeye çalışarak bir tür denge politikasını sürdürmesi, önümüzdeki süreçte pek mümkün görünmüyor. Zira Bulgaristan’ı bekleyen siyasi ve ekonomik istikrarsızlık tehlikesinden fazlasıyla etkilenecek olan Türk azınlığın kendi ayakları üzerinde durabilmek için öncelikle gerçek bir dönüşümü arzu etmesi gerekiyor. Bu yüzden Müslüman Türk azınlığın siyasi aktörleri, Bulgaristan’ın insan hakları hukukuna dayalı bir siyasal sisteme geçişine destek olmalı ve temel özgürlükler alanının genişletilmesi yönünde bütüncül bir politika izlemeye çalışmalıdır.
 
Bulgar Siyasetinin Azınlık Hukuku ile İmtihanı
 
Bulgaristan Parlamentosu’nun 11 Ocak 2012 tarihinde almış olduğu kararda,1980'lerde sözde “Uyanış süreci” adı altında Müslüman azınlığa karşı uygulanan asimilasyon ve etnik temizlik politikasını kınaması, demokratikleşme açısından umut verici bir gelişmeydi. Bu kınama bildirgesinde; "360 binden fazla Türk kökenli Bulgar vatandaşının sınır dışı edilmesini, totaliter rejimin uyguladığı bir etnik temizlik olarak kabul ediyoruz” ifadelerine yer verilmişti.[1]Karar, geç kalınmış olsa da Bulgaristan'ın karanlık geçmişi ile yüzleşmesi ve adalet arayışlarının önün açması bakımından önemli bir gelişme olarak kabul edilmektedir. Bulgaristan Parlamentosunun asimilasyon sürecini kınayan kararının bir anlam ifade edebilmesi için baskı döneminin siyasi aktörleri yargı önüne çıkarılmalı ve bağımsız bir soruşturmayla adaletin tesisi sağlanabilmelidir.
 
Bu tür normalleşme eğilimlerinin aşırı sağcı Bulgar siyasetçilerince engellenmek istendiği birden çok olay yaşanmıştır. Ancak milliyetçi grupların provokasyonlarına çok da aldırış etmeden Müslüman azınlığın haklarını ilerletebilmek bakımından soğukkanlı bir siyaset izlenmesi önemlidir. Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi, azınlık hakları konusunda birçok kez Bulgar yönetimini suçlayıcı ifadelere yer vermiş ve Türk toplumuna yönelik ayrımcı uygulamaların son bulmasını istemiştir. Ülkedeki azınlık haklarının tanınmasıyla ilgili olarak Bulgar yönetimi uluslararası sözleşmeleri onaylamak konusundaki isteksizliğini sürdürmektedir.
 
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Bulgaristan’ın Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi’ni uygulamasını ve Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı’nı imzalamasını istese de bu talepler şu ana kadar karşılık bulmuş değil. AKPM, Bulgaristan’daki ulusal azınlıkların anadilde eğitimlerinin sağlanması ve kültürel kimliklerinin korunması yönündeki haklarının garanti altına alınması için çağrıda bulunmayı sürdürürken, azınlıklara karşı devam eden nefret söyleminin de koşulsuz olarak kınanmasını talep etti. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg tarafından kaleme alınan raporda ise, baskı ve asimilasyon süreciyle birlikte geçmişte göçe zorlanan Türk azınlığın sosyal güvenlik haklarının iadesi konusunda Bulgaristan yönetiminin gerekli adımları atması istendi. [2]
 
İslamofobi’nin Yükselişi
 
Geçen yıl Burgaz Havaalanında İsrailli turistlerin hedef alındığı bombalı saldırının ardından Müslümanlara uygulanan baskılar artmaya başladı. İslamofobi’nin Bulgaristan’da yayılma eğilimi göstermesiyle çeşitli Müslüman grupların kurmuş oldukları vakıf ve derneklerin faaliyetleri kısıtlandı. Öyle ki “köktendinci” oldukları gerekçesiyle bir grup cami imamı gözaltına alındı ve haklarında çeşitli davalar açıldı. Daha önce ırkçı Ataka Partisinin taraftarlarıyla Müslümanlar arasında Banyabaşı Camii önünde çıkan çatışmaların tekrarlama olasılığı bulunduğu gibi Müslüman mezarlıklarına ve ibadethanelere yönelik sistematik saldırıların önlenmesi konusunda Borisov Hükümetinin başarılı olduğu söylenemez. Bütün bu gelişmeler, Bulgaristan’daki Müslüman azınlığın medya manipülasyonu aracılığıyla Bulgar halkı tarafından bir tehdit olarak algılanmasına zemin hazırlamaktadır.
 
Sonuç olarak; Bulgaristan’da önümüzdeki Haziran ayında yapılacak seçimlere kadar Türk azınlığın siyasi bütünleşmeyi sağlayarak hukuki eşitlik ve insan hakları temelinde azınlık hakları için mücadelesini sürdürmesi ve Bulgaristan’ın siyasi ve ekonomik gelişmesine katkı sağlayacak projeler üretmesi, Türk-Bulgar ilişkilerinin geleceği açısından büyük öneme sahiptir. Bulgaristan’daki siyasi normalleşme çabalarının desteklenmesinde kilit bir etkiye sahip olan Türk azınlığın atacağı doğru adımlar, Müslüman topluluğun haklarının yasal olarak güvence altına alınmasına da katkı sağlayacaktır. Aynı zamanda Bulgar siyasetinin zaman yitirmeden uluslararası azınlık hukukuyla uyumlu yasal reform sürecini başlatması beklenmelidir.

Stratejik Düşünce Enstitüsü

[2] Bkz. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği web sitesi.  https://wcd.coe.int/ViewDoc.jsp?id=1581941