İstanbul'daki Bulgar kilisesi yevmiyeli papaz arıyor

14 Ocak 2018 Pazar

Share this history on :
İstanbul Bulgar Cemaati Başkanı Vasil Liaze, cemaatlerinin giderek küçüldüğüne dikkat çekiyor. Liaze, "Cemaat olarak 600-700 kişiyiz. Zaten bir tane papazımız var. O da Şişli 'deki merkezkilisemizde. Eğer o da giderse Bulgaristan'dan papaz davet edeceğiz. Yevmiyesini ödeyeceğiz" şeklinde konuşuyor. Liaze, Bulgar Kilisesi'nin önemini ise şöyle anlatıyor: "Buradaki Rum Patrikhanesi Bulgarlar'ın kilise açmasına müsaade etmiyordu. Bugünkü kilise ile beraber Bulgarlar kendi kiliselerine kavuştular. Burası demirden yapılan ilk ve tekkilise. Dünyada başka bir örneği yok."


İstanbul’un ilk Bulgar kilisesi olan Sveti Stefan Kilisesi nam-ı diğer Demir Kilise ibadete açıldı. Açılışın ardından kilisenin dününü, bugününü ve yarınını konuşmak için İstanbul Bulgar Cemaati Başkanı Vasil Liaze, Rum vatandaşı Yanni Gigourtsis ve kilisenin restorasyonunu yürüten Yüksek Mimar Fikriye Bulunmaz ile kilisede bir araya geldik. İstanbul’daki Bulgar cemaatinin giderek azaldığını söyleyen Liaze, bugün Şişli’deki Bulgar Ortodoks Kilise’sinde bir tane papazları olduğunu belirterek “O papaz da giderse Bulgaristan’dan papaz davet edeceğiz. Yevmiyesini ödeyeceğiz” diyor.



İstanbul Bulgar Cemaati Başkanı Vasil Liaze
MÜHENDİSLİK HARİKASI
Balat’ta doğup büyüyen Vasil Liaze, 1940 doğumlu. 78 yaşında. 15 yıldır Bulgar Cemaati başkanlığını yürüten Liaze, Bulgar Kilise’sinin önemini şöyle anlatıyor: “Bu kilise önemli, çünkü ilk Bulgar kilisesi. Buradaki Rum Patrikhanesi Bulgarların kilise açmasına müsade etmiyordu. Bugünkü kilise ile beraber Bulgarlar kendi kiliselerine kavuştular. Demirden yapılan ilk ve tek kilise. Dünyada örneği yok başka. Bana kalırsa bir mühendislik harikası.”
900 KİŞİ KALDIK
Şu an Bulgar cemaatinin çok küçüldüğünü söyleyen Liaze, “Cemaat olarak 800- 900 kişiyiz. Zaten bir tane papazımız var. O da Şişli’deki merkez kilisemizde. Şimdi bir tane daha bulup eğitmek yetiştirmek lazım. Demir Kilise’ye senede üç dört defa ayin için geleceğiz. O papaz da giderse Bulgaristan’dan papaz davet edeceğiz. Yevmiyesini ödeyeceğiz. Mesela Paskalya günü var. O zaman çok kalabalık oluyor, o zaman ve diğer dini bayramlarda da Bulgaristan’dan papaz davet edeceğiz. Bulgaristan’dan gelip bu kilisede evlenmek isteyenler var. Düğün için kullanacağız. Bu arada klasik müzik konserlerine de ev sahipliği yapacağız” diyor.



BAHÇESİNDE BÜYÜDÜM
“Ben bu muhitin çocuğuyum, Balat’ta doğdum. Muhallebici dükkanımız vardı. En son ben yapmadım. 123 senelik dükkanımız vardı: Karakaş Muhallebicisi” diyen Liaze, o yıllar için şöyle bir tablo çiziyor: “Balat’ta Yahudiler, Fener’de Rumlar, Draman’da müslümanlar oturuyordu. Çok az Ermeni vardı. Biz de Makedonya’dan gelme beş on aileydik. Babamın dükkanının yanında cami karşısında kilise vardı. Ben hem namaz kılmayı biliyordum hem kiliseye gidiyordum. Mükemmel bir komşuluk geçirdik. Biz kilisenin bahçesinde büyüdük. Önü denizdi, denize girerdik.”
ERDOĞAN HİÇ HAYIR DEMEDİ
Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul belediye başkanlığı döneminde Demir Kilise’nin birkaç onarımını üstlendiğinin altını çizen Liaze, “Erdoğan hiçbir zaman bize hayır demedi. Her zaman ilgilendi. En son da açılışa katılarak dünyaya bu hoşgörüyü gösterdi. Dünya, Türkiye’de din dil ırk mezhep farkı olmadığını gördü. Ben 15 senedir vakfın başkanlığını yapıyorum, kimse bize mani olmadı” diyor. İstanbul’daki Bulgarların tüm mimari yapılarının eskiden kötü durumda olduğuna da değinen Liaze, sorunu şöyle özetliyor: “Hem ekonomik yönden hem de eski yönetimlerden müsade alamadığımız için onaramıyorduk. Yüz senede verilmeyen tapular verildi, mülkler iade edildi.”
Patrikhane izin vermedi
Yanni Gigourtsis kilisenin ziyaretçilerinden biri. Rum. Yaklaşık 12 yıldır İstanbul’da yaşayan Gigourtsis Balat’ta Rumca dersleri veriyor. Bulgar cemaatini azınlığın içindeki azınlık olarak tanımlayan Gigourtsis, “Kilise yapıldığı zaman Rumlar ve Bulgarlar arasında ilişkiler o kadar barışık değildi. 19. yüzyılın başına kadar bütün Osmanlı imparatorluğundaki Ortodokslar Rum adıyla anılırdı. 19. yüzyıl ortasında bağımsız bir ortodoks kilisesi kurmak istiyorlardı Bulgarlar. Kilisenin yapılması yüzyılın sonuna doğru oluyor. Demir Kilise’nin sembolik olarak büyük ve muhteşem olması gerekti, çünkü patrikhane ile rekabet vardı” diyor. Gigourtsis bugün bu rekabetin ortadan kalktığını da not düşüyor.



Hata bulamadık
Demir Kilise’nin restorasyonunu Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nden Yüksek Mimar Fikriye Bulunmaz yürüttü. Kilisenin dünyada başka örneği bulunmadığı için mimari açıdan değerli olduğunun altını çizen Bulunmaz, 15 milyon liranın harcandığı restorasyonla ilgili “Demir Kilise Eyfel Kulesi’yle aynı çelik yapıya sahip. Gotik ve eklektik bir tarzda. Bir gecede yapıldığına dair söylentiler var ama o dönemin teknolojisiyle en az bir yıl sürmüştür. Usta başı Haluk Özgüder ile kafa kafaya verip çözümlerini bulduk. Okulda öğretilen bir şey yoktu. 39 kolon değiştirildi. Bina tamamen soyuldu, yeniden giydirildi. Renkler aslına uygun olarak yapıldı. Benden yaşça büyük mimar arkadaşlarım ‘Hata aramak için gezdik ama hata bulamadık’ dediler. Bu benim için çok önemli” yorumunu yapıyor.



Kilise Viyana’dan demonte geldi
Prens Stefan Bogoridi’nin bağışladığı arazi ve üzerindeki ev Bulgarların gönüllü yardımlarıyla kiliseye dönüştürülüyor ve 9 ekim 1849’da takdis ediliyor. İki yıl sonra da bugün müzeye dönüşen ‘metoh’ binası inşa ediliyor. Bu iki mekan Bulgarların toplandığı merkeze dönüşüyor. Metoh, hem konaklama, hem de okul olarak hizmet veriyor. 1898’de ise ahşap kilisenin yerine demirden bir kilise inşa ediliyor. Kilisenin mimari Aznavur Pasajı, Mısır Apartmanı gibi yapıları da yapan Hovsep Aznavour. İmalatçı ve inşaatçı firma ise Avusturya’dan Rudolf von Wagner. Toplam 500 ton ağırlığındaki demirler Viyana’dan deniz yoluyla demonte olarak getirilip burada birleştiriliyor. Kilise 8 Eylül 1898’de Ekzarh Yosif tarafından kutsanarak ibadete açılıyor.