Bulgaristan’daki Türk ve Müslüman azınlıkların oyları uzun yıllar boyunca Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin (HÖH / DPS) kontrolünde kaldı. Ancak son dönemde bu model ilk kez ciddi biçimde sorgulanıyor. Baskı artık içeriden değil, dışarıdan geliyor: HÖH’ün etnik oylar üzerindeki tekelini kabul etmeyen ve bu kapalı sistemi tartışmaya açan siyasi aktörlerden.
Bu tekel kırılabilir mi, yoksa HÖH kolektif hafıza ve siyasi temsil üzerindeki hâkimiyetini koruyacak mı? Kolay bir cevap yok. Her şey, diğer partilerin bu modele karşı çıkma cesareti gösterip göstermeyeceğine ve seçmenler arasındaki – Bulgarlar, Türkler, Pomaklar ve Romanlar dâhil – yerleşik önyargıları aşabilmelerine bağlı.
Türkyan Çeşmesi’nde Anma: Bir Sembol, Bir Test
PP–DB koalisyonundaki partilerin liderlerinin (Demokratik Güçlü Bulgaristan – DSB hariç) Türkyan Çeşmesi’nde düzenlenen anma törenine katılması sembolik bir adımdı. Aynı zamanda bir testti: Etnik oylar bir partinin tekelinden çıkıp özgür bir tercihe dönüşebilir mi?
Bu çeşme, 1989’daki zorunlu göç sürecinde hayatını kaybeden bir çocuğun anısına yapılmıştı. 2020 yılında burada saygı duruşunda bulunan “Evet, Bulgaristan” partisinin eski lideri Hristo Ivanov şu ifadeleri kullanmıştı:
“Özgür ve Avrupalı bir Bulgaristan ideali, ancak gizli servis ağları tarafından yaratılan ve istismar edilen bölünmeleri aşarsak mümkün olabilir. Hukukun herkes için eşit olduğu bir gelecek inşa etmeliyiz. Bu ise, eski Devlet Güvenliği ağlarının kamusal hayattaki etkisinin kararlılıkla sona erdirilmesi olmadan mümkün değildir.”
‘Peevski Bizi Temsil Etmiyor’
Aralık ayında düzenlenen, devletin mafyalaşmasına karşı protestolarda ilk kez farklı etnik kökenlerden Bulgaristan vatandaşları açıkça “Peevski bizi temsil etmiyor” dedi. Bu çıkış, Avrupa yanlısı partiler için ciddi bir sınav niteliğinde.
Sorun yalnızca seçim listelerine “renk katmak” için Türk veya Müslüman isimler eklemek değil. Asıl mesele, azınlıkların somut sorunlarına gerçek çözümler sunmak:
– karma bölgelerde yoksulluk ve izolasyon,
– eğitime erişimdeki zorluklar,
– Roman topluluklarında erken okul terkleri,
– sahada fiilen yalnızca HÖH’ün var olması ve yerel yönetimlerin bu partiye bağlılığı.
Kapalı Döngüden Çıkış Var mı?
Şimdiye kadar HÖH’e karşı girişimler genellikle “içeriden” geldi:
– Güner Tahir’in NDP’si,
– Lyutvi Mestan’ın DOST’u,
– Kasım Dal’ın Özgürlük ve Onur Halk Partisi (NPSD).
Bu oluşumlar liderliği tartıştı ama sistemi sorgulamadı. Seçmen yine aynı siyasi alanın içinde kaldı. Kısmi bir istisna, NPSD’nin Reformist Blok içinde parlamentoya girebilmesiydi.
Bugünkü fark şu: Baskı artık HÖH’ü miras almak isteyenlerden değil, onun hafıza ve aracılık üzerindeki tekelini sona erdirmek isteyenlerden geliyor. Türkyan Çeşmesi’ndeki anma bu nedenle önceki bölünmelerden daha güçlü bir siyasi anlam taşıyor.
Ortak Hafıza, Ortak Sorumluluk
Bu sembolik adım gecikmiş olabilir ama anlamsız değil. Zorla isim değiştirme politikası ve kimliğin silinmesi, “azınlıkların sorunu” değil, devletin kendi vatandaşlarına karşı işlediği bir suçtur. Bu suçun hatırası, bir partinin siyasi rantına dönüştürülmemelidir; bu, travma yaşamış tüm toplumun ortak hafızasıdır.
Sembolik çokkültürlülük de yeterli değildir. Etnik oyların çözülmesi seçim kampanyalarıyla değil, kalıcı varlıkla başlar. HÖH dışındaki partilerin karma bölgelerde yalnızca seçim dönemlerinde değil, sürekli olarak bulunması, yerel yapılar kurması ve tanınan yüzlerle çalışması gerekir. (Her ne kadar “yeni başlangıç” olarak adlandırılan bazı belediyelerde bu partilere karşı kurumsal baskı mekanizmaları devreye sokulsa da.)
Korku ve Çifte Standart
En büyük engel hâlâ korkudur. HÖH dışındaki partiler bu seçmen kitlesine temkinli yaklaşırken, seçmenler de “kendi” partileri dışında bir tercihte bulunmaktan çekiniyor. Yıllar içinde oluşturulan bağımlılık ilişkileri, başka kimsenin çıkarlarını daha iyi savunamayacağı algısını güçlendirdi.
Buna bir de çifte standart ekleniyor: Avrupa yanlısı partiler eşitlikten söz ederken zor konulardan kaçındığında güven kaybı oluşuyor. Etnik oylar meselesini ya ahlaki yargılara ya da milliyetçi korkulara indirgemek de toplulukları daha da kapalı hale getiriyor.
Son Soru
Sonuçta asıl soru şu:
Sofya’da mı, yoksa Kırcaali’de mi daha fazla insan, “HÖH ve Peevski bizi temsil etmiyor” diyen genç isimlerden biri olan Cem Yümerov gibi bir adaya oy vermeye hazır?
Bu sorunun cevabı, Bulgaristan’daki etnik oyların geleceğini de belirleyecek.
